İsviçre’yi Kendin Gezmeye Nedersin?

İSVİÇRE

İsviçre Konfederasyonu, yaklaşık 8 milyon nüfusuyla toplamda 26 kantondan oluşuyor.  41.285 kmyüzölçümüyle neredeyse Konya (40.824km2) kadar büyüklüğü. Ülkede en uzak iki yer arası mesafe yaklaşık 3-4 saat arası olsa da yapılacak bir sürü aktivite, gidilecek bir çok yer var.


İSVİÇRE GEZİ PLANI OLUŞTURMA

İsviçre’ye tekrar gidip gidemeyeceğimizi bilemediğimiz için gezi planını oluşturmamız oldukça zaman aldı. Geziye ayıracağımız toplam 7 günlük bir zamanımız vardı ve zaten yola ayrılacak zamanı çıkarırsak 5 günü unutulmaz kılacak bir gezi planı oluşturmalıydık. Bunun için internet sitelerini, blogları inceledik, İsviçre’yi gezmiş arkadaşlarımızdan öneriler aldık ve kendimize şunu sorduk nasıl bir tatil istiyorduk? Şehir ve kültür turu ağırlıklı bir tatil mi yoksa İsviçre’nin doğasını hissedebileceğimiz yerler ağırlıklı bir tatil mi? Kararımızı verince önceliklerimizi belirledik ve rotamız belli oldu.

Rota belli olunca ulaşım türünü belirlememiz gerekiyordu araba mı yoksa trenle seyahati mi tercih etmeliydik? İsviçre’de yaşayan tanıdıklarımız arabayla gezmelisiniz dese de kararımızı trenden yana oldu. Sizde İsviçre tatilinizde yorulmadan, park yeri arama derdi olmadan, geniş ve konforlu tren ağlarını kullanarak manzarayı doyasıya izlemek için treni tercih edebilirsiniz.

Böylece trenle yolculuğa karar verdikten sonra ekonomik olarak çok daha uygun olacağı için 8 günlük Swiss-travelpass kartını aldık. Kartın fiyatını düşündüğünüz de pahalı gibi gelse de Swiss-travelpass gittiğiniz lokasyonlara tek tek bilet almaktan çok daha uyguna geliyor. Ama tabi kartın hakkını vermelisiniz:)

Swiss-travelpass kartı ile çoğu şehir ve lokasyondaki otobüsleri ve tramvayları da kullanabiliyorsunuz. Ayrıca bazı dağ zirve güzergahındaki yerler ücretsiz iken bazı zirvelere de indirimli bilet alabiliyorsunuz. Gezimiz boyunca şehir içi ulaşımda bilet hiç sorulmadı ama tren yolculuklarının çoğunda bilet soruldu. Normalde kartınızla birlikte pasaportunuzu da göstermeniz gerekiyor ama tren yolculuklarında pasaportumuzu görmek isteyen sadece 1 görevli oldu.

Swisspass ilgili detaylı bilgi için: Buraya tıklayınız

İsviçre’de kalacak yerlerin seçimini Booking.com’dan yaptık. Oteller fotoğraflarda görüldüğü gibiydi, herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Ayrıca eğer internet alışverişi yapıyorsanız artiway.com.tr’den, yaptığınız alışverişe göre değişen oranlarda para kazanabiliyorsunuz. Ama otel rezervasyonu yaptığınız booking.com gibi sitenin artiway ile anlaşmalı olması gerekiyor. Bu sayede artiway.com.tr üzerinden rezervasyon yaparak kaldığım (ücretsiz iptal ile yapmış olduğum rezervasyonlar) otellerden para kazanmış oldum. Paranız belirli bir süre sonra yatıyor, beklemeye değer bence :)


İSVİÇRE’DE 1.GÜN: Ankara-İstanbul-Zürih-Bütchwil

THY ile İstanbul’dan aktarma ile Zürih havaalanına indikten sonra tren istasyonundan 8 günlük Swiss-travelpass kartımızı aldık.

Tirenle Will’e oradan da Bütchwil’e geçtik. Bütchwill eşiminin çocukluğunun geçtiği küçük bir kasaba. İlk günümüz kasabanın tek oteli olan Gästehaus Sonne’e yerleşip dinlendikten sonra, kasabayı gezip biraz nostalji yaparak geçti.


İSVİÇRE’DE 2.GÜN: Bütchwil-Lucern

Taitilimizin 2. gününde Bütchwil’deki otelde kahvaltımızı aldıktan sonra trenle Luzern’e geçtik ve tren istasyonundan otobüsle 5 dk mesafedeki otelimize yerleştik. Otelimiz göle oldukça yakındı.

Luzern’de akşam yemeği için bir dönerci de yemek yedik ve daha sonra Chapel köprüsüne doğru yürürken şehir turu yapan mavi vagonlu otobüse atlayıp şehri gezmeye başladık.

Size yolculuk öncesi verilen kulaklıklarla gördüğünüz yerlerin tarihi bilgileri verilirken eğlenceli bir tur yapabiliyorsunuz. Böylelikle Luzern’deki gezilecek noktaların da bir nevi ön keşfini yapmış olduk. Daha sonra tur bittikten sonra Chapel köprüsünden başlayarak gezmeye başladık. Göl kenarını, ahşap köprüyü, ara sokakları turlayıp fotoğraf çekip, alışveriş yaptıktan sonra yorgunlukla otele geri döndük ve ertesi günkü Pilatus gezimiz için hazırlandık.


İSVİÇRE’DE 3.GÜN: Lucern-Pilatus

Pilatus için detaylı bilgi almak için sabah erkenden tren istasyonundaki Turist Information’a gittik. Pilatus ile ilgili araştırmalarımda genelde önce otobüsle Kriens’e geçip sonrasında teleferikle 2 duraktan sonra Pilatus’a çıkıyor ve sonrasında Alpnachstad’dan tekne turuyla Lucerne’e geri dönülüyordu. Turist Information’da bilgi aldığımız kadın ise tam tersini Lucerne’den tekne turuyla başlamamızı bu sayede hem tekne turunu kaçırma gibi bir durum oluşmayacağını hem de tekneden sonra Pilatus’u ilk durak yaparak orada daha çok vakit geçirebileceğimizi belirtti. Bizde bu öneriyi kabul ettik ve gün sonunda çok da mantıklı bir şeçim yaptığımızı anladık.

Swiss-travelpass bileti olanlar Pilatus turu için indirimli bilet alabiliyor. Biz de bu tur için kişi başı 36 frank verdik.

Pilatus turu için detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz:  http://www.pilatus.ch/


Pilatus Turu:

Lucerne-Alpnachstad:

Bu güzergahtaki tekneler Lucerne tren istasyonunun yakınından kalkıyor. Kalkış için belli saatleri var. Bu saatlere göre kendinizi ayarlamanız zamanı etkili kullanmanızı sağlayacaktır.

Tekne saatimizde içeri geçtiğimizde girişte biletimizi sormuyorlar. Daha sonra tekne hareket ettikten sonra biletçi dolaşmaya başlıyor, olmayanlara bilet kesiyor. Teknede 1. sınıf ve 2. sınıf farkı var. 2. sınıfta iç kısım da oturuyor arada dışarıya çıkıp manzarayı seyrediyoruz. Keyifli bir yolculuk oluyor bizim için. Tekne son durak olan Alpnachstad’a gidene kadar belli noktalarda duruyor ve bu duraklarda inen veya binen yolcular oluyor. Yaklaşık 1 saat süren tekne yolculuğumuzdan sonra Alpnachstad’a vardık. Elimizdeki biletleri gösterdiğimizde turnikelerde okutulabilen yeni biletler verildi bize ve bu biletleri Pilatus gezimiz boyunca tüm noktalarda kullandık. Zaman kısıtlaması yok istediğiniz yerde istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz.

Pilatus’a çıkacak olan dişli trene kalabalık hemen binmeye çalıştığı için biz de kendimize bir yer bulup oturduk, kapılar dışarıdan kilitleniyor ama sonra beğenmedik o vagonu ve daha iyi bir yeri gözümüze kestirip görevliye kapıyı açtırtık ve oraya geçtik. Tabi ki oturduğumuz yerde bir çift, Türk çıktı :)

2132 m yükseklikteki Pilatus’a yaklaşık yarım saatte ağır ağır çıktık. Tren ile tırmanmak çok heyecan verici, acaba düşer mi ne olur diye düşünmeden edemiyoruz ama bu tren 1800’lü yıllardan beri kullanılıyor yeni bir teknoloji değil.

Pilatus’da trenden inip kapalı binanın içerisine geçtiğinizde restoran-cafe, dükkanlar, oturma yerleri gözünüze çarpıyor. Biz direk terasa çıkıp etrafı keşfetmeye başladık, şansımıza hava çok sisliydi. Sis biraz aralandıkça tepelere merdivenle gidilen yolları gördük. Önümüzdeki yoldan çıkmaya başladık ve yol bir yerden sonra merdivenle inilen mağara gibi bir yere vardı. Oradan geçenleri görünce bizde gittik ve tepenin arka kısmına açılan bir yer olduğunu fark ettik. Sisten hiçbir yer görünmüyordu bizde vazgeçip geri döndük.

Siste etrafı keşfetmeye devam ederken bir bankta oturup bir şeyler atıştırdık o esnada gözümüze merdivenle çıkılan diğer bir tepe çarptı. Eşim çıkmak için ısrar ederken ben çok da istekli olmadım sanırım yorulmuşum. Oradan gelen Çinli gruba yukarısının nasıl olduğunu sordum. Sorduğum bayan grupta ingilizce bilen tek kişiye bağırdı ve uzaktan konuşmaya başladık neyseki kız bizi ikna etmeyi başardı ve çıkmaya karar verdik :) Merdivenlerden çıkarken nefes nefese kalsakta, aralarda dinlenme ve fotoğraf molalarıyla tepeye ulaştık. Tepede 2 kişiden başka kimse yoktıu. Eşim duvarın alçak kısmından atlayıp diğer tarafa geçince güzel fotoğraflar yakalamayı başardık. Özgürlüğümüzü ilan ettik taşlara tepelere :)) Sisten göremiyoruz ama güzel bir dinletiyle aşağıda İsviçre’nin yöresel çalgısının sesi geliyordu. Arada açılan sislerin ardından manzarayı izledik. Bulutların üstündeyiz, manzara muhteşem, fotoğraflar çekiyoruz, mest olduğumuz anları unutmamak için…

Daha sonra merdivenlerden inerken başka bir kalabalık tepeye çıkıyor. O kalabalığın arasında kucağında en fazla 3 aylık olduğunu tahmin ettiğim bebekle yukarı çıkan bir bayana gözüm takılıyor. O kadar hoşuma gidiyor ki çocuk olunca hayatı bitenlerin yanında küçücük bebeğiyle Pilatus’a çıkmasını bırakın orada da merdivenle tepeye çıkan güçlü, takdir edilesi kadını görmek, keşke fotoğrafını çekebilseydim…

Daha sonra bir sonraki durağımız için teleferikle Frakmüntegg’e iniyoruz. Burası da şirin bir yer. Burada kafe de oturabilir, yürüyüş yapabilirsiniz. Bu duraktaki ‘Rope Park’da kendiniz ve çocuklar için parkurlar mevcut. Aynı zamanda burada dağ kızağı yapabilirsiniz. Bizim gittiğimizde dağ kızağı kapalıydı. Bizde biraz yürüyüş yaptıktan piknik masalarında oturup yanımızda getirdiğimiz yiyecekleri yerken çay olsa da içsek diye konuşuyorduk. O sırada 3 kişi bizim masanın yan tarafına doğru geldi. Konuşmalarından Türk olduklarını anlamıştım. İçlerinden bir bey diğer iki kişiye bize çay vereceğini söyleyip, termosundan 2 bardağa çay koydu, bize doğru gelip ingilizce size çay ikram etmek istiyorum dedi :)) Biz de Türkçe çok teşekkür ederiz dedik. Adam önce duymadı tam anlayamadı. Biz Türkçe konuşmaya devam edince olayı kavradı. Sonra yanındaki beyle bayan da bizim Türk olduğumuzu duyunca bastılar kahkahayı. Bizi yabancı zannedip, kuru kuru yemeyelim diye çay ikram ederken yine Türkleri bulmuştu:)) epey bir güldük tabi. Okurlar mı bilmiyorum ama o çay çok makbule geçti, çok teşekkür ediyoruz kendisine.

Frakmüntegg’de hava iyice soğuyup yağmurda başlayınca biz de 4 kişilik teleferikle Krienseregg’e geçtik.

Teleferikle yolculuk çok keyifli ve biz de iki kişi binince inişimiz çok daha zevkli oldu. İnerken Krienseregg’de yapılacak çok bir şey göremedik. Oturmak için bir cafe gibi bir yer ve çocuk parkı vardı. Bizde hiç inmeden Kriens’e devam ettik. Kriens’den Luzern’e gidecek olan a1 otobüsü için 10-15 dakika kadar yürümek gerekiyor. Biraz eğimli olan bu yoldan inerken Pilatus gezimizi bu şekilde yapmanın çok daha mantıklı olduğuna tekrar ikna olduk. O yorgunlukla tekne saatlerini düşünmeden Pilatus ve sonrasındaki duraklarda istediğimiz şekilde vakit geçirmiş ve Kriens’de de yokuş çıkmamıştık :) Aslında çok abartılacak bir yokuş değil ama yine de inmesi daha iyi geldi :)

Kriens’den gelen otobüsle yaklaşık yarım saat sonra Lucern’e vardık ve otelde dinlendikten sonra akşamı, kaldığımız otele çok yakın olan 1820 yılında kayaya oyulmuş bir şekilde yapılmış olan Aslanlı Heykel’i görüp alışveriş yaparak geçirdik.


İSVİÇRE’DE 4.GÜN: Lucern-Interlaken

Lucern’deki son günümüzde, sabah kahvaltımızı yapıp Interlaken treninin saatine göre kendimizi ayarlayıp otelden ayrıldık.

İki şehir arasındaki tren yolculuğunun dillere destan güzelliğinin bilinciyle başlayan yolculuğumuz gözümüzü kırpmadan yeşilliğin doyumuyla sonlandı. O kadar güzel bir yolculuktu ki unutabileceğimi hiç sanmıyorum.

Interlaken West’e yakın olan otelimiz için Ost’da trenden inip West’e giden trene bindik. 5 dakika sonra oradaydık. Interlaken’da hava yağmurlu ve kapalıydı. Otelimiz tren istasyonuna 10 dakikalık yürüme mesafesindeydi. Odamıza yerleşip dinlendikten sonra, Interlaken’ı gezmeye başladık.

Daha sonra akşam yaklaşık 1:30 saat uzaklıktaki başkent Bern’e geçtik. Bern’e daha önce geldiğim için şehri bilmenin avantajlarını kullanarak kısa bir şehir turu yaptık.

Mağazalar kapalı olsa da eski şehrin sokaklarında dolaşarak, meşhur çeşmelerinde, saat kulesinde fotoğraf çekinip Interlaken’e geri döndük ve ertesi gün yapacağımız Wengen-Grindelwald gezimize hazırlandık.


İSVİÇRE’DE 5.GÜN: Interlaken-Wengen

Wengen’e Swiss-travelpass biletiniz varsa ücretsiz gidebiliyorsunuz. Jungfrau Top of Europe’a çıkmak kişi başı 102 frank.

Ücret ve güzergah ile ilgili olarak aşağıdaki siteyi inceleyebilirsiniz:

http://www.jungfrau.ch/en/quick-navigation/top-of-europe/fares/

Interlaken West’den Ost’a geçip oradan Wengen’e giden trenlere bindik. Wengen’e giden güzergahta manzaranın harika olduğu Lauterbrunnen’dan geçtik. Gezmek için zaman harcanılması gereken bir yer burası ama özellikle dikkatimizi çekip zamanının kısıtlı olması nedeniyle yapamadığımız şey: Wengwald durağında inip Lauterbrunnen’a yürümekti. Wengwald tren istasyonundaki tabela bu güzergahtaki yürüyüşü 50 dk olarak gösteriyordu. İsviçre’ye bir daha gidersem bu yolu ve diğer güzergahlarıda yürümek istiyorum.

Tekrar Wengen’e dönecek olursak, burası kış tatili için otellerle dolu. Wengen’de Carrefour, hediyelik eşya dükkanları, kafeler tren istayonuna yakın noktalarda mevcut ama biz Wengenin doğasıyla bütünleşmek için tepelere doğru yürüdük. Hava oldukça soğuk olsa da daracık sokakların olduğu şirin evlerin, otellerin arasında yüreğimizin götürdüğü yere giderek keyifli dakikalar geçirdik. Milka inekleriyle tanışıp, uzaktan gördüğümüz dağ keçilerine selam verip bulduğumuz güzel bir bankta dinlenerek bir şeyler yedik ve oksijeni, manzarayı içimize çektik. Tren istasyonuna dönüş yolu iniş olduğu için kolaydı.

Daha sonra ikinci durağımız için Wengen’den Zweilütschnen’e geçip oradan Grindelwald trenine bindik.

Grindelwald Wengen’e göre çok daha büyük ve biraz daha turistik bir yer. Bir restoranda yemeğimizi alıp gezmeye başladık. Bir çok otel ve turistik eşya dükkanları, kış sporları mağazaları burada oldukça yaygın. Gezimizi tamamladıktan sonra trenle otelimize dönüp akşam dinlenip Interlaken’daki günün son yamaç paraşütçülerini izlemeye gittik ve Interlaken’ı baştan sona yürüyüp akşam gözümüze kestirdiğimiz bir bara geçtik. Buranın birası ve yediğimiz kıvrık patates kızartmaları çok lezzetliydi. Yolunuz düşerse mutlaka deneyin.


İSVİÇRE’DE 6.GÜN: Interlaken-Wil-Zürih

Interlaken’da son sabahımızda otelde kahvaltımızı aldıktan sonra programımızdaki son yer Harder Klum’a gitmek için tren istasyonundaki Tourist Information’dan biletimizi aldık. İsterseniz Harder Klum’a çıkacak olan teleferiğin başlangıç yerinden de bilet alabilirsiniz. Interlaken Ost’a trenle geçtikten sonra yürüme mesafesindeki Harder Klum başlangıç noktasına ulaşabilirsiniz.

Harder Klum’a çıktığımız gün hava kapalı, sisli ve yağmurluydu. Çok bir manzara görme beklentisinde değildik ama yinede Interlaken’in en üst zirvesinde 1322 metre yükseklikten görmek istedik. Thun ve Brienz göllerinin ortasında kalan Interlaken manzarası fotoğraflarda görüp bayılmıştık ama şansımıza sadece sisin biraz aralandığı bir kaç dakikada bu mutluluğa erişebildik. Harder Klum’da eskiden bir kale olan şimdi restoran olarak kullanılan kapalı bir yeri ile yan tarafında hediyelik ürünler de satan küçük bir büfe var. Biz de dışarıda oturup kahvemizi içtikten sonra çok vakit harcamadan teleferikle aşağıya inip otelimize geri döndük. Daha sonra otelden ayrılarak trenle Wil’e geçtik.

Wil küçük bir kasaba. Küçük bir gölü, küçük bir çarşısı olan minik şehir kıvamında bir yer. Burada da iki gün kaldık. Kasabayı gezip, market alışverişimizi yaparak dinlenerek İsviçre gezimizi tamamladık. Son günümüzde Wil’den Zürih’e geçerek Ankara’ya döndük.


İSVİÇRE’DEN NE ALINIR

İsviçre denilince ilk akla gelen şey çikolata oluyor tabi ki. Çikolata evlerinde envai çeşit çikolata var markete göre pahalı olsa da farklı ürünleri tercih edenler için bir alternatif olabilir.

İsviçre’den alınabilecek diğer bir şey ise çakı. Bir çok özellikli çakılar bulabiliyorsunuz. Genelde çakı markası Victoria’nın ürünleri her yerde gözünüze çarpıyor ve aynı marka olduğu için de hemen hemen her yerde fiyatları aynı. Biz bu gezimizde kendimize kaşık ve çatallı çakı aldık, bu da ilginç bir alternatif olabilir.

İsviçre bıçakları da oldukça meşhur. Meyve bıçağı, et bıçağı da işlevsel hediye önerileri.

Bunların dışında İsviçre’de saat alabilirsiniz, her yerde her fiyatta saatler gözünüze çarpıyor.

Bizim İsviçre seyahatimiz bu şekildeydi, umarım sizlere faydalı bir yazı olmuştur. Bizim için hayatımız boyunca unutamayacağımız, doğayla bütünleşerek istediğimiz yerleri gezerek geçirdiğimiz harika bir tatil oldu. Tur olmadan da çok rahatlıkla gezilebilecek bir ülke ve yurtdışı tatil planlarınızla mutlaka düşünülmesi gereken bir yer. Bizim için İsviçre macerası bitmeyecek, bir sonraki ziyaretlerimiz de trekking ağırlıklı, doğanın içerisinde kendimizi bulabileceğimiz gezilerle devam edecektir diye umuyoruz :)

 

Leave a Reply